Kevin Spacey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kevin Spacey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2011

Horrible Bosses

Dün imdb ve  ekşi sözlükteki yorumlara güvenerek Horrible Bosses filmine gittim. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki  Film kendisinden beklediğimi (sınırsız bir kahkaya tufanı ve güzel bir senaryo) bana fazlasıyla verdi. Eminim ki sizde izlerken kendi patronunuzu ve ona yapmayı hayal ettiğiniz şeyleri zaman zaman bu filmde göreceksizin.

Patronlar yakasında psikopat,sadist ve Nick’in terfi edeceğinii düşünerek katlandığı Dave Harken (Kevin Spacey) , vefat eden patronun (Donald Sutherland)  oğlu ve sonradan Kurt’un patronu olan  tam bir fırlama  Bobby Pellitt (Colin Farrell) son olarakta Dale’in patronu seks manyağı, seksi dişçi ve tacizci Dr. Julia Harris (Jennifer Aniston) bulunmakta. Buarada Nick’in Dale’e dediği gibi  “Seninki gerçekten okadar kötü görünmüyor" lafını hatırlatmak istiyorum J.

Film hepside farklı işlerde çalışan ve patronlarıyla sıkıntı yaşayan üç kafadarın  (Nick, Dale, Kurt) artık olanlara tahamül edememesi sebebiyle anlaşıp  hayatlarını zindan eden bu üç patrondan kurtulmak için plan yapmaları ve uygulamaya çalışırken başlarına gelenler ile ilgili.

Özellikle Dale’in yaptığı plan (wet job J) başarıya ulaşmayınca en sonunda  belalı bir bar’a gidip Motherfucker Jones J  (Jamie Foxx) ile tanışmaları ve en sonunda hepsinin birbirinin patronunu öldürmeleri konsunda anlaşmalarıyla olaylar gelişmekte.


Burada özellikle oyuncuların uyumuna ve senaryoya dikkat çekmek istiyorum. Film aslında hepimizin zaman zaman başına gelen mobbing  olaylarını ve çalışanların ellerine düştüklerinde patronlarına yapmak istediklerini gayet güzel (ve sansürsüz) bir dille anlatmakta çok başarılı.

Oyuncuların kimyasının tutması biryana filmin sonunda çekim hatalarını gösterirken gerçekten nekadar eğlendiklerinede tanık oluyorsunuz. Son olarak bu yaz bu filmi kaçırırsanız çok üzülürsünüz diyor ve size iyi seyirler diliyorum.

Bunu beğenen bunuda beğendi: Office Space, The Hangover
IMDb Puanı: 7,5
İzle ve Yorumla Puanı: 8,5

2 Mayıs 2011

K-PAX

Bazı filmler vardır, hep böyle şımarık biraz ukala tavrı vardır. Film boyunca yüzünüzde hafif bir gülümseme olur, tebessüm etmeye her daim hazırsınızdır, o film hiç bitmesin istersiniz. K-PAX filmi de benim için bu kategoridedir. Filmin özellikle ikinci yarısı yüzlerdeki tebessümü, acıya ve üzüntüye bıraksa da hiç bitmesin demiştim ilk izlediğimde. Daha önce dediğim gibi bazı filmleri birden fazla izlemeyi severim, K-PAX de bu kategoriye giriyor.

Film, aynı isimli romandan Iain Softley tarafından beyazperdeye aktarılmıştır. Başrollerde Kevin Spacey ve Jeff Bridges var. Filmin konusu kısaca şöyle; Bir tren istasyonunda yaşanan bir olayın ardından polis tarafından alıkonulan Prot, K-PAX isimli bir gezegenden geldiğini iddia etmektedir. Bunun sonucu olarak da bir akıl hastanesine sevk edilir. Hastanenin başhekimi, Prot ve anlattıklarıyla yakından ilgilidir. Prot hem hastane başhekimi üzerinde hem de hastalar üzerinde beklenmedik etkiler bırakacaktır.

Diğer filmlere nazaran, çok belirli bir konusu yok filmin. Daha çok, bir gizem filmi K-PAX. Filmlerde sinir bozucu karakterleri hiç sevmem, kötü bile olsa bir karakter mutlaka sinir bozucu olmamalıdır. İnsanların tüm nefretini üzerine çeken karakterleri de sevmem. Mesela Mel Gibson’un oynadığı The Patriot “Vatansever” filminde kötü karakteri canlandıran Jason Isaacs’ten filmi izleyenlerin çoğu nefret etmiştir. Bu tip karakterler çok iyi filmlerde olmaz kanısındayım. Hannibal Lecter’ı kim sinir bozucu, rahatsız edici bulabilir, ya da Kara Şövalye filminde Joker’den kim nefret etmiştir, kim gıcık olmuştur ona? Bu filmde anlattığım tipte kötü karakter yok. Prot’un anlattıklarıyla dalga geçen ona kötü davranan kimse yok. Bu iyimserliğin, adaletin hâkim olduğu bir film.

Prot’u Kevin Spacey, başhekimi de Jeff Bridges oynuyor ve bence ikisi de gayet güzel oynamışlar. Filmde diyaloglar ilginç, insanlıkla ilgili gözlemlerini anlattığı sahneler özellikle çok ilginç ve eğlenceli. Ayrıca filmde ışığın kullanımı da çok anlamlı olmuş, zira Prot Dünya’ya bir ışık demetiyle gelmiştir ve bu sayede seyahat edebilmektedir. Filmde Amerika dışındaki ülkeler de unutulmamış. Prot Dünya ile ilgili raporunu tamamlamadan önce bazı ülkeleri daha ziyaret eder, sembolik de olsa diğer ülkelerin unutulmamış olması hiç yoktan iyidir.

K-PAX biraz bana Guguk Kuşu filmini anımsattı. Ama o filmdeki, depresif karamsar havanın tersine bu filmde sevgi, inanç ve iyimserlik havası hâkim. Bazı filmler vardır, kimileri çok sever kimileriyse nefret eder, bu film onlardan değil. Bu film büyük çoğunluğun belli bir seviyede seveceği filmlerden.

Bu film için İzle ve Yorumla puanı: 8/10



29 Nisan 2011

The Life of David Gale

Dikkat: Bu yazı “The Life of David Gale” filmi için spoiler içerebilir.


2003 yapımı “The Life of David Gale” filminin analizini yapacağız bugün. Türkçesi ise Ölümle Yaşam Arasında. Filmin yönetmeni Alan Parker. Oyuncular ise Kevin Spacey, Kate Winslet ve Laura Linney.

Bu filmi ilk olarak sinemada izlemiştim ve hiçbir filmin sonundan bu kadar etkilenmediğimi çok iyi hatırlıyorum. Bir insanın inandığı, benimsediği bir şey uğrunda çabalaması hep etkilemiştir beni. Bununla ilgili anlatacağım bence en önemli olay; 20 yaşında ölen Fransız matematikçi Évariste Galois’nin ölmeden önceki gece, ertesi gün öleceğini bile bile, sabaha kadar hiç durmadan aklında matematikle ilgili ne varsa kaleme almasıdır. O gece yazdıkları, hala günümüzde kullandığımız 2. derece ve üstü polinomların çözümünde kullanılmaktadır. Yazdığı dönem için ise, birçok çözülemeyen problemin çözümüne katkı sağlamıştır. Ertesi gün öleceğini bilmesinin sebebi ise eline daha önce hiç silah almamıştır ve bir düelloya çıkacaktır. Ertesi gün vurulur ve bir gün hastanede yattıktan sonra henüz 20 yaşındayken ölür. Ölmeden önce kardeşine son sözleri şu şekilde olmuştur:

                Ne pleure pas, Alfred ! J'ai besoin de tout mon courage pour mourir à vingt ans!


Anlamı için kısa bir google araması benim tercümemden daha faydalı olacaktır. Galois öleceğini biliyordu ve inandığı, sevdiği matematik için ayırmıştı son anlarını. Filmde David Gale’in de kaybedecek bir şeyi kalmamıştı, Constance’ın da aynı şekilde. Her ikisi de mücadele ettiği, inandığı şey uğrunda son anlarına kadar savaştılar, daha da önemlisi kendilerini feda ettiler.

Filmlerin genel hatlarıyla konusunun iyi olması hiçbir zaman yeterli değildir. Konunun anlatılırken ne kadar inandırıcı olduğudur önemli olan. Bu filmdeki kurguyu hazırlayan David Gale ve Constance hayatlarının en güzel yerinde almıyorlar ölüm kararını, aksi halde inandırıcı olmazdı. David Gale, üniversiteden atılmış, eşi tarafından terk edilmiş, çocuğunu görememektedir. Constance ise kanserdir ve zaten az bir ömrü kalmıştır. Bu sebeplerden dolayı film inandırıcıdır, bu sebeplerden dolayı filmin sonunda iliklerime kadar irkilmiştim.

Herkeste aynı etkiyi bırakmadığını biliyorum bu filmin, hayat görüşü sanırım. :) Son bir not; Geceyarısı Ekspresi filminden dolayı Alan Parker Türkiye'de pek sevilmez.

Bu film için İzle ve Yorumla puanı: 8,5/10





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...