Michael Bay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Michael Bay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Temmuz 2011

Transformers: Dark of the Moon

Transformers serisinin son ürünü olan Transformers: Dark of the Moon’u izleyeli 2 hafta oldu ama dediğim gibi yaz rehaveti insanı ister istemez tembelleştiriyor. Yazmaya anca fırsat bulabildim. Filmin oyuncularından yönetmeninden bahsetmeye gerek yok sanırım, zaten konu Transformers olunca kim oynasa bi yere kadar kabulümüzdür. :)

Böyle dedik ama serinin 2. filmi gerçekten çok kötüydü. Ortalıkta avanak avanak gezen bi dolu küçük robot, Sam’in sinir bozucu ailesi gibi bi dolu rahatsız edici unsur vardı bir önceki filmde. Aksiyon yerindeydi elbette ama bu dediğim unsurlar filmden çok şeyi götürüyordu. Son filmde böyle şeyleri görmedik, çok da memnun olduk. Aksiyona, autobotlara odaklanılmış ve süper olmuş.

Filmi RealD 3D ile izledim, daha önce Karayip Korsanları’nda 3D’nin nasıl batırıldığından bahsetmiştim. Sanırım bunun en büyük sebebi, Karayip Korsanlarının normal kamerayla çekilip daha sonra editing aşamasında 3 boyutlu versiyona çevrilmesinden kaynaklandı. Transformers’da ise filmin büyük bölümü 3 boyutlu kameralarla çekilmiş, bu yüzden de birçok sahnede 3 boyut farkını görebiliyoruz. Teknik açıdan da diğer iki filmin çok ötesine geçmiş bu film.

Transformers çizgi filmlerini izlemiş olanlar için Autobotların araçken robota dönüşme sahneleri en heyecanlı sahnelerdir. İlk 2 filmde bu tip sahneler çok hızlı geçilmiş ve hep beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Muhtemelen teknik eksiklikler dolayısıyla diğer filmlerde göremediğimiz detay ve dönüşüm anındaki yavaşlık bu filmde birçok sahnede görülebiliyordu. Özellikle son 45 dakika; aksiyonun hiç durmadığı, 3 boyutlu en güzel sahnelerin olduğu ve efekt açısından da oldukça verimli bir 45 dakika olmuş. Bi yerlerde filmin son aksiyon bölümünün çok uzun olduğunu ve izleyiciyi sıktığını okumuştum. Aksiyon ve Transformers seven biri için asla sıkıcı olmaz böyle şeyler, kim yazdıysa biraz fazla subjektif olmuş söyledikleri.

İzlemeyen kaldıysa ve serinin diğer filmlerini biraz olsun sevdiyseniz bunu da mutlaka seversiniz. İlk filmin biraz gerisinde olduğunu düşünüyorum ama ikinci filmden çok daha iyi olduğu kesin. Filmin bir diğer sürprizi de Fringe dizisinden William Bell’in (ya da Star Trek’in Mr. Spock’ı) sesiyle filmde yer almasıydı.

Bu film için İzle ve Yorumla puanı: 8,5/10



17 Mayıs 2011

I Am Number Four

Bugünün filmi I Am Number Four. Filmin oyuncuları popüler kültürde çok tanınmayan, ya da henüz tanınmayan isimler; Alex Pettyfer ve Timothy Olyphant. Zaten oyuncularla değil de daha çok konuyla ve yapımcı Michael Bay ile seyirciyi yakalamaya çalışmış film.

Film aslında bir nevi Superman hikâyesi. Konuyu oradan aşırmışlar demek istemiyorum elbette, sonuçta birçok film var konu itibariyle benzerlik taşıyan, sadece tespit olması açısından Süperman’e değindim. Başka bir gezegenden dünyamıza gelen bir grup “uzaylı” var filmde ve bunları öldürmeye çalışan bir grup başka uzaylılar var. Film bir şekilde bu ikili grup arasındaki savaşı anlatıyor. John Smith, güçlerini yeni yeni keşfeden uzaylı genç, kendisini öldürmek isteyenlerden kaçmak adına sürekli yer değiştirmek zorunda kalıyor. Terminator: The Sarah Connor Chronicles dizisinde John Connor’ın hikâyesiyle de birçok benzerlik var filmin bu kısımlarında. John Smith, sürekli şehir şehir gezmekten sıkılmıştır ve son yaşadığı şehirde bir kıza âşık olunca da artık ne olursa olsun deyip kaçmak yerine savaşmak istemektedir.

Filmde klişeler çok ama bence bunlar problem değil, sonuçta ortaya çıkan film bir gişe filmi, süper kahraman ve uzaylı filmi, klişelerin olması bence çok doğal. Ancak, uzaylı da olsa aşk aşktır olayı benim pek hoşuma gitmedi, yani eğer benim peşimde beni ve çevremdeki herkesi öldürmeye çalışan birileri olsa gidip bir kıza âşık olup onun da canını tehlikeye atmazdım. Hadi çocuk kendine güveniyordur denebilir ama o da mümkün değil çünkü filmin bu kısmında henüz tam olarak güçlerine hâkim değil bu arkadaş.

Sonuç olarak fena bir film değil, efektler ortalama ama aksiyon sahneleri biraz sönük kalmış. Michael Bay yapımcı olunca beklentim yükseldi belki de bilemiyorum ama filmin ana hikâyesi aksiyon sahnelerinden çok daha uzundu. Uzundu ama maalesef çok ilginç değildi, bildiğimiz gençlik sorunlarıyla boğuşan bir uzaylıyı izledik. Filmde ucuz espriler olmaması, yani filme zorlama yollarla komiklik katılmaması bence iyi olmuş. Ama anlayamadığım bir nokta var; babasının John’a bıraktığı kutuyu neden açmadılar filmde? Yani filmde bir kutu göründüyse onun açılması lazım değil midir? Hani bir filmde bir silah gösterilirse o silah mutlaka patlardı? Anlayan varsa beri gelsin.

Bu film için İzle ve Yorumla puanı: 6,5/10



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...