Mel Gibson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mel Gibson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2011

K-PAX

Bazı filmler vardır, hep böyle şımarık biraz ukala tavrı vardır. Film boyunca yüzünüzde hafif bir gülümseme olur, tebessüm etmeye her daim hazırsınızdır, o film hiç bitmesin istersiniz. K-PAX filmi de benim için bu kategoridedir. Filmin özellikle ikinci yarısı yüzlerdeki tebessümü, acıya ve üzüntüye bıraksa da hiç bitmesin demiştim ilk izlediğimde. Daha önce dediğim gibi bazı filmleri birden fazla izlemeyi severim, K-PAX de bu kategoriye giriyor.

Film, aynı isimli romandan Iain Softley tarafından beyazperdeye aktarılmıştır. Başrollerde Kevin Spacey ve Jeff Bridges var. Filmin konusu kısaca şöyle; Bir tren istasyonunda yaşanan bir olayın ardından polis tarafından alıkonulan Prot, K-PAX isimli bir gezegenden geldiğini iddia etmektedir. Bunun sonucu olarak da bir akıl hastanesine sevk edilir. Hastanenin başhekimi, Prot ve anlattıklarıyla yakından ilgilidir. Prot hem hastane başhekimi üzerinde hem de hastalar üzerinde beklenmedik etkiler bırakacaktır.

Diğer filmlere nazaran, çok belirli bir konusu yok filmin. Daha çok, bir gizem filmi K-PAX. Filmlerde sinir bozucu karakterleri hiç sevmem, kötü bile olsa bir karakter mutlaka sinir bozucu olmamalıdır. İnsanların tüm nefretini üzerine çeken karakterleri de sevmem. Mesela Mel Gibson’un oynadığı The Patriot “Vatansever” filminde kötü karakteri canlandıran Jason Isaacs’ten filmi izleyenlerin çoğu nefret etmiştir. Bu tip karakterler çok iyi filmlerde olmaz kanısındayım. Hannibal Lecter’ı kim sinir bozucu, rahatsız edici bulabilir, ya da Kara Şövalye filminde Joker’den kim nefret etmiştir, kim gıcık olmuştur ona? Bu filmde anlattığım tipte kötü karakter yok. Prot’un anlattıklarıyla dalga geçen ona kötü davranan kimse yok. Bu iyimserliğin, adaletin hâkim olduğu bir film.

Prot’u Kevin Spacey, başhekimi de Jeff Bridges oynuyor ve bence ikisi de gayet güzel oynamışlar. Filmde diyaloglar ilginç, insanlıkla ilgili gözlemlerini anlattığı sahneler özellikle çok ilginç ve eğlenceli. Ayrıca filmde ışığın kullanımı da çok anlamlı olmuş, zira Prot Dünya’ya bir ışık demetiyle gelmiştir ve bu sayede seyahat edebilmektedir. Filmde Amerika dışındaki ülkeler de unutulmamış. Prot Dünya ile ilgili raporunu tamamlamadan önce bazı ülkeleri daha ziyaret eder, sembolik de olsa diğer ülkelerin unutulmamış olması hiç yoktan iyidir.

K-PAX biraz bana Guguk Kuşu filmini anımsattı. Ama o filmdeki, depresif karamsar havanın tersine bu filmde sevgi, inanç ve iyimserlik havası hâkim. Bazı filmler vardır, kimileri çok sever kimileriyse nefret eder, bu film onlardan değil. Bu film büyük çoğunluğun belli bir seviyede seveceği filmlerden.

Bu film için İzle ve Yorumla puanı: 8/10



28 Nisan 2011

The Next Three Days

Yazılarımıza yine gösterimi devam eden bir filmle devam ediyoruz; The Next Three Days, Türkçe’ye çevrilen adıyla Kaçış Planı. Filmin yönetmeni benim çok beğendiğim, usta senaryo yazarı ve ilk ciddi yönetmenlik denemesinde Crash filmiyle güçlü rakiplere karşı Oscar ödülü kazanan Paul Haggis. Başrollerde ise Russell Crowe ve Elizabeth Banks var. Elizabeth Banks aklımda hep Catch Me If You Can filmindeki süper gülüşüyle kaldığı için kendisini çok severim. Russell Crowe ise kaliteli yapımlarda kaliteli rolleri canlandırdığı için filmlerini izlemeye özen gösteririm, ama kendisine nedense pek ısınamadım bir türlü. Mel Gibson Braveheart ile en iyi erkek oyuncu Oscar’ı alamazken nasıl olur da bu adam Gladyatör ile Oscar alır diye kızmıştım zamanında, sanırım aklımın bir yerinde kalmış o düşünce. :)

Filmin konusuna gelince, çok öle ilginç bir konusu yok. Adamın karısı hapse giriyor, zaman zaman seyirciyi şaşırtsa da adam kadının suçsuz olduğuna inanıyor ve bir süre geçtikten sonra karısını hapishaneden kurtarması gerektiğine karar veriyor, veriyor ama bu konuda ne bir yeteneği ne de bir bilgisi var. İşte benim için filmi güzel kılan her şey buradan sonra başlıyor.

Russell Crowe’un oynadığı John Brennan karakteri, hapishaneden kaçma konusunda deneyimli, filmde çok kısa bir rolle karşımıza çıkan Liam Neeson ile buluşuyor. Liam Neeson adama neye ihtiyacı olduğunu, nasıl davranması gerektiğini, neleri göze alması gerektiğini anlatıyor ve bir daha filmde görmüyor kendisini. Bir an sandım ki; şimdi Russell Crowe bir dâhiye, bir ramboya dönüşecek ve süper ötesi, akıllara zarar bir planla karısını kurtaracak ve hepimizi mutlu edecek. Ama hiç de öyle olmuyor, gayet çaresiz, acemi ama her şeyi göze alan bir adam izliyoruz filmde. Bir sürü de hata yapıyor, normalde herkesin yapabileceği hatalar. Yani film normal bir insanı anlatıyor, süper kahraman hikâyesi anlatmıyor.

Filmin Liam Neeson ile birlikte diğer güzel tarafı ise Olivia Wilde. The O.C. dizisini hiç izlemedim ama bir House hayranı olarak Olivia Wilde’ı bu filmde görmek güzel oldu. :)

Film için İzle ve Yorumla puanı: 7/10



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...