Laura Linney etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Laura Linney etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2011

Love Actually

Bugünün ikinci filmi Love Actually, ya da Aşk Her Yerde. Çok izlenen ve oldukça da sevilen bir film olduğundan birçoklarının az biraz fikri vardır bu filmle ilgili. Kısaca oyuncuları yazalım ve filme başlayalım: Hugh Grant, Liam Neeson, Laura Linney, Bill Nighy, Colin Firth, Emma Thompson, Keira Knightley, Alan Rickman. Bunlara ek olarak da Rowan Atkinson ve Billy Bob Thornton da kısa rollerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Rowan Atkinson’ın olduğu sahneler çok komiktir.

Filmin konusundan bahsetmek çok zor. Zira filmde birçok hikâye var. Bütün bu hikâyeler bir şekilde birbirleriyle bağlantılı ama sonuçta hepsi bağımsız birer hikâye. O yüzden bu filmi konu tarafından anlatmak çok zor. Sanırım bu filmin güzel tarafı her bir hikâyedeki masalsı konular.

Ben filmlerde gerçekçilik aramam, ne saçma film olmuş demem, ama film kendi içinde tutarlı olmalıdır, filmin atmosferi konusuna uygun olmalıdır, film kendi içinde tutarlı ve inandırıcı olmalıdır. Örnek verilecek olursa, benim Superman’in uçmasıyla ilgili hiçbir problemim olmaz, adam başka gezegenden gelmiştir uçabilir, başka şeyleri de yapabilir. Ama Superman, Clark Kent iken onu kimsenin tanımaması bana mantıklı gelmiyor. Love Actually filminin atmosferi de bu masalsı konular için bence çok iyi kurgulanmış, o yüzden bu hikâyeler filmde hiç sırıtmıyor.

Filmde bazı sevdiğim sahnelerden bahsedeceğim, tabi sadece şu anda aklıma gelenlerden, yoksa bi dolu sahne yazmak mümkün. Başbakanın, ABD Başkanı’na ayar verdiği sahne, başbakanın tek başına dans ettiği sahne, Keira Knightley’nin kendisine âşık olan çocuğun evine düğün kasetini almak için gittiği sahne, Rowan Atkinson ile kuyumcuda geçen sahne, yazar olan adamın Aurelia’ya evlenme teklif ettiği sahne ve Billy Mack’in tüm sahneleri.

Bazı filmler vardır sizi film boyunca gülümsetir demiştim daha önce, bu da o filmlerden birisi. Ayrıca, bu filmi İngilizler değil de Amerikalılar yapmış olsaydı, başarısız bir romantik komedi denemesi olabilirdi.

Bu film için İzle ve Yorumla puanı: 9/10



29 Nisan 2011

The Life of David Gale

Dikkat: Bu yazı “The Life of David Gale” filmi için spoiler içerebilir.


2003 yapımı “The Life of David Gale” filminin analizini yapacağız bugün. Türkçesi ise Ölümle Yaşam Arasında. Filmin yönetmeni Alan Parker. Oyuncular ise Kevin Spacey, Kate Winslet ve Laura Linney.

Bu filmi ilk olarak sinemada izlemiştim ve hiçbir filmin sonundan bu kadar etkilenmediğimi çok iyi hatırlıyorum. Bir insanın inandığı, benimsediği bir şey uğrunda çabalaması hep etkilemiştir beni. Bununla ilgili anlatacağım bence en önemli olay; 20 yaşında ölen Fransız matematikçi Évariste Galois’nin ölmeden önceki gece, ertesi gün öleceğini bile bile, sabaha kadar hiç durmadan aklında matematikle ilgili ne varsa kaleme almasıdır. O gece yazdıkları, hala günümüzde kullandığımız 2. derece ve üstü polinomların çözümünde kullanılmaktadır. Yazdığı dönem için ise, birçok çözülemeyen problemin çözümüne katkı sağlamıştır. Ertesi gün öleceğini bilmesinin sebebi ise eline daha önce hiç silah almamıştır ve bir düelloya çıkacaktır. Ertesi gün vurulur ve bir gün hastanede yattıktan sonra henüz 20 yaşındayken ölür. Ölmeden önce kardeşine son sözleri şu şekilde olmuştur:

                Ne pleure pas, Alfred ! J'ai besoin de tout mon courage pour mourir à vingt ans!


Anlamı için kısa bir google araması benim tercümemden daha faydalı olacaktır. Galois öleceğini biliyordu ve inandığı, sevdiği matematik için ayırmıştı son anlarını. Filmde David Gale’in de kaybedecek bir şeyi kalmamıştı, Constance’ın da aynı şekilde. Her ikisi de mücadele ettiği, inandığı şey uğrunda son anlarına kadar savaştılar, daha da önemlisi kendilerini feda ettiler.

Filmlerin genel hatlarıyla konusunun iyi olması hiçbir zaman yeterli değildir. Konunun anlatılırken ne kadar inandırıcı olduğudur önemli olan. Bu filmdeki kurguyu hazırlayan David Gale ve Constance hayatlarının en güzel yerinde almıyorlar ölüm kararını, aksi halde inandırıcı olmazdı. David Gale, üniversiteden atılmış, eşi tarafından terk edilmiş, çocuğunu görememektedir. Constance ise kanserdir ve zaten az bir ömrü kalmıştır. Bu sebeplerden dolayı film inandırıcıdır, bu sebeplerden dolayı filmin sonunda iliklerime kadar irkilmiştim.

Herkeste aynı etkiyi bırakmadığını biliyorum bu filmin, hayat görüşü sanırım. :) Son bir not; Geceyarısı Ekspresi filminden dolayı Alan Parker Türkiye'de pek sevilmez.

Bu film için İzle ve Yorumla puanı: 8,5/10





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...